Antidepresan ilaçlar psikoloji veya psikiyatri denildiğinde ilk akla gelen konulardandır. Şeker gibi tüketilmeye başlandı ülkemizdede, herkes vitamin gibi aspirin gibi atıyor ağzına sonra dünyası güzelleşti sanıyor. Peki cidden dünya güzelleşiyor mu? En son bulabildiğim veri 2012 yılından ve yılda 37 Milyon kutu antidepresan ilacı tüketiliyor bizim ülkede *.

Her şeyden önce bir ekstra bilgi vermek istiyorum, cidden ihtiyaç duymaya başladım buna gına geldi çünkü; psikolog ve psikyatr arasındaki farklar. Psikolog olmuş insan 4 yıl lisans eğitimi almıştır ve ek olarak üstüne 2 yıl yüksek lisans, 4 yıl da doktora yapar. Psikiyatr ise 6 yıl tıp fakültesi okur, ondan sonra TUS ile psikiyatri seçer ve uzmanlaşır. Kısaca psikiyatr ilaç yazar, psikolog terapi uygular.

Ben bir psikoloji öğrencisiyim. Bizim ülkede herkes psikolojiye meraklı gibi görünüyor, gibi diyoum çünkü çoğu aslında “kişisel gelişim” zırvasına meraklı ama haberleri yok. Ya da “ilginç psikolojik hastalıklar” diye Google’da arama yapıp bir gerzeğin fantazi ürünü hikâyelerine inanıyorlar, neyse. Gerçekten bu konuda söyleyeceklerim çok ve dağ yıkarım hani o derece. Bir yerde bu bilim dalının öğrencisi olduğunu söylediğinde duyduğun bazı klişeler vardır. Ben konu ile alakalı olanını söyleyeceğim;

Haa bende bir kere gitmiştim psikologa. 15 dakikada ilaç yazdı gönderdi. Hiç dinlemedi etmedi, banada zaten ilaç lazımdı iyi oldu.

Bu cevabın gelme oranı %90’dır. Bazen açıklamaya ve doğru servise yönlendirmeye çalışırım. O kadar az bilgilendirilmiş oluyorlarki hastalıkları hakkında, panik atak tedavisinde ilaçların yeterli olduğunu ve düzenli kullanımda bu hastalığın geçeceğini düşünüyorlar. Ben daha bu cümlenin başında kafamdan “bir kere gittiysen psikolog değildir o, ilaç yazıysa psikiyatrdır” geçmeye başlıyor.

Sonuç olarak bir kutu antidepresan ilaç yazılıyor ve bitkisel hayat başlıyor. Bir öğrenci olarak  farmakoloji hakkında ahkam kesecek değilim, cürmüm yetmez. Bazı psikolojik ve nörolojik hastalıklarda olmazsa olmaz olduğunda hemfikirim ama kontrolü kolay, günlük hayatı etkilemeyen hastalıklarda terapinin daha güçlü olduğunu düşünüyorum.

Antidepresan İlaçları ve Traci Johnson

Siz hiç Traci Johnson diye birisini duydunuz mu?

19 yaşındaki genç Traci, çok satan bir ilaç firmasının ürettiği antidepresan ilacının deneylerine katılan bir denek. Hiçbir sağlık sorunu olmamasına rağmen 7 Şubat 2004 tarihinde kendini asarak intihar ediyor. Bu gence tekrar geleceğiz ama daha eskiye gitmemiz lazım, konunun en başına.

Hayır, cennetten kovulduğumuz o güne kadar değil daha yakın bir zamana.

1950’lerin sonunda verem ilacı üzerinde çalışılırken tesadüfen bir ilaç bulunuyor; iproniazid. 1958’de piyasaya sürüldüğünde amacı mutluluk vermek olan bu ilaç, antidepresanların babası. Toksik yan etkilerinin olduğunun anlaşılması üzerine 1960’larda piyasadan hızlıca çekiliyor. Yerine marplan ve nardil sahne alıyor. Birer toksin deposu olan bu ilaçlar da kullanıcılarını zehirliyor, o yüzden bu ilaçların bir şartı var; birlikte alınan gıdalara dikkat edilmesi ve kesinlikle alkol alınmaması gerekiyor.

1976 yılında Eli Lilly adlı ilaç firması, fluoksetin isimli molekülün serotonin geri alımını geçici olarak inhibe ettiğini (engellediğini) buluyor. Bu milyar dolarlık rantın ve depresyon salgınının da başlangıcı demek. 1987 yılında buluşunu ilaç olarak piyasaya sürmeye hak kazanıyor. 1990’lı yıllarda eczanelerde prozac adıyla var olan ve yılda 400.000.000 kutudan fazla satan bu farmakolojik muskanın pazarı tüm ilaç firmalarını harekete geçiriyor.

Peynir ekmek gibi satan bu ucuz hapları üreten üretene. Makaleler, köşe yazıları, ünlü profesörlerin tavsiyeleri ile devam eden kampanya süreçleri ve en önemlisi ilaç firmaları ile işbirliği yapan bazı doktorların reçetelerine giriyor hepsi birer birer. Modern insanın mutsuzluğu için mutluluk iksiri; al ve yut, mutluluk senin olsun! Ama kazın ayağı öyle değil.

Çağımızın antidepresan terörü hızlıca ilerliyor.

Seroxatzyprexaeffexor ve daha onlarcası… Sürekli halktan saklanan intihar vakaları, sonu ölümle biten yan etkiler ve kesilen milyar dolarlık cezalara rağmen insanlara ölüm getiren, bu gün Türkiye’de ise denetimsiz satılan altın yumurtlayan tavuklar.

Yukarıda adı geçen seroxat/paxil, kullananları intihara sürükleme potansiyeli olan antidepresanların başında geliyor. 2003 yılında İngiltere’de ilaç kontrolleri sonucu, seroxatın intihar eğilimini arttırdığı için 18 yaş altı çocuklara yasaklanması isteniyor (1).  Bu ilacın üzerine “24 yaş altında intihar eğilimine sebebiyet verebilir” yazdırılıyor ama satışını durduramıyorlar (2). İşin kötüsü, bu uyarı yazılana kadar ilaç 18 yaş altındaki çocuklara çoktan yazılmış durumda. Gençlerde intihara eğilime sebebiyet verdiği bulunan bu ilaç, sadece gençler değil yetişkinlerde de intihar eğilimine sebebiyet verdiği ortaya çıkıyor. Sayısız şikayet ve mahkeme sonrası, 2007 yılında ilacın etiketine; “kan şekerini bozar, diyabet hastalığını ” tetikler yazılabiliyor sadece. Oysa FDA öyle demiyor. FDA, bu antidepresan ilaçların, yaşlılarda beklenmedik erken ölümlere sebebiyet verebildiğini açık açık söylüyor. Kim takar?

Yalnızca Amerika’da , 1993 – 2009 yılları arasında seroxat adlı depresyon ilacını üreten şirket bir milyar dolara yakın ceza ödüyor. Rakamla da yazayım bari 1.000.000.000$. Bunun yaklaşık 390.000.000$’ı, sadece intihar ve intihara teşebbüse sebebiyet verdiğinden, 200.000.000$’ı bağımlılık yaptığı ve sakat doğumlara sebebiyet verdiği için (4). Üstelik bu firmaya, ilgili sebeplerden açılan davalar hâlâ devam ediyor. Ancak firmanın canına minnet, getirisi yanında götürüsü nedir ki? (5)

John Hopkins Üniversitesi, hamilelikte ve hamilelik öncesinde kullanılan antidepresan ilaçlarının, çocukların otizm hastalığına sahip olmalarına sebebiyet verebileceğini ortaya koyuyor (6). Bunu doğrular şekilde, Amerika’da 1980’lerden 2013’e kadar otizm hastalığı 20 kat artmış durumda. Aynı süre zarfında antidepresan kullanımı %400 yükselmiş vaziyette (7).

Dünada 17.000.000’dan fazla insanın kullandığı zyprexa isimli depresyon ilacı için, sadece Amerikan mahkemelerinde 2005 yılı içerisinde 8.000’den fazla şikâyet yapılmış. FDA, isim vererek zyprexa ve benzeri antidepresan ilaçlarının yine aynı şekilde beklenmedik erken ölümlere neden olabileceğini açıklıyor. Üstelik, bu ilaçlar belirgin yan tesirlerinden dolayı hâlen mahkemelik olmaya devam ediyor. Üstelik, bu ilaçlar belirgin yan tesirlerinden dolayı halen mahkemelik olmaya devam ediyor. Ama umrunda mı birilerinin ? İsim verse bile sürekli bu firmalar onaylı formülleri başka ticari adlarla piyasaya sürüyor. İsmi değiştir yeniden sür.. kurnazca değil mi ? (8)

Aynı ilaçlar, farklı ülkelerde farklı adlarla satılıyor ve hatta yeri geliyor başka ilaçları antidepresan diye yutturuyorlar insanlara (9). Koca ilaç devi Pfizer bile, 2004 yılında sara hastalığı için onay aldığı neurontin adlı ilacı, antidepresan olarak reçetelere sokuyor. Bunun sonucu ölen insanların hayatlarını geri getiremiyor belki ama ceza olarak 430.000.000$ ödüyor (10).

İkinci nesil antipsikotikler var bir de antidepresan diye verilen. Örneğin: risperdal; şizofreni, manik-depresyon gibi hastalıkların tedavisinde kullanılıyor. Antidepresanların ortak karakteristiği olan yan etkilerinin haddi hesabı yok ve yine ne tesadüf ki tekrar intihar vakaları yaşanıyor (11).

Haziran 2012’de Texas mahkemesi, risperdal‘ın üreticisi Johson & Johnson‘a medikal sahtekarlıktan 158.000.000$ ceza kesiyor. Sebebi ise, ilacın güvenliği yan etkileri konusunda yanlış bilgiler vermesi. Sahtekarlık cezaları hep bu ilaç firmalarına gidiyor (12).

İngiltere Hull Üniversitesi‘nden Profesör Doktor Irving Kircsh önderliğinde İngiliz, Kanadalı ve Amerikalı bilim adamlarından oluşan bir araştırma ekibi bu ilaçları yakından inceliyor ve ne buluyorlar biliyor musunuz?

Bu ilaçların plasebo etkisi dışında aslında fark edilir bir katkısı yok. Yani aslında depresyon hastaları, bu hapları aldığında iyileşeceklerine inandıkları için iyileşiyor (13). Harvard dahil pek çok üniversitede ders veren Amerikalı Profesör Doktor Irving Kircsh, depresyon tedavisinde anti-depresan kullanılmasını kesinlikle reddediyor.

Ne mi oluyor anti-depresan kullananlarda;
• Büyük çoğunluğunda cinsel fonksiyon bozukluğu.
• Hamilelik sırasında kullanımında bebeğin otizm riskinin üç kat artması.
• Bağımlılık yaratması ve bırakıldığı takdirde hastalığın tekrar nüksetmesi.
• En önemli sorunu ise intihar eğilimi.
• Bazılarında ise cinayet. evet yanlış okumadınız cinayet (14).

Örneğin, popüler antidepresanlardan effexor‘un üzerinde intihar dışında “cinayet eğilimi yaratabilir” ifadesi yer alıyor. Yani kullananın sadece intihar eğilimine sahip olmasına sebebiyet vermiyor bu masum ve ucuz hap aynı zamanda öldürtüyor da (15)!
Yan etkileri takdire şayan!
Sahtekarlık cezaları milyar dolarları aşmış ilaç firmalarının, bu bulgulara itiraz edeceklerini belirtmeme gerek var mı ? İnsan sağlığından çok parayı önemseyen şirketler bu bulgulara karşı makale ve araştırma sonuçları yayınlıyor. Ama namuslu bilim adamlarının mücadelesi bitmiyor. 2008’de Erick Turner, antidepresanlar üzerine yapılan araştırmalarda olumsuz çıkan sonuçların sadece %8’inin rapor edildiğini ortaya çıkartıyor yani, %92’lik olumsuz sonuçlar kayıtlara bile geçmiyor (16).

Paranın dini imanı, antidepresan pazarının da ucu bucağı yok. Antidepresan kullananlar bağımlı hale geliyor, ölümcül yan etkileri ile başbaşa kalıyor.

FDA, 2009 yılında bir çok antidepresan’ın üzerine nöroleptik malign sendrom (nedeni tam olarak bilinmeyen ve ölümcül tehlikesi olan sinirsel hastalık) sebebiyet verebilir ifadesini koyduruyor. Yani, kullandığınız için sebepsiz bir şekilde ölebilirsiniz ama merak etmeyin bu sadece bir yan etki (17)…

Paranın satın alamayacağı şey yok derler, Dr. Joseph Biederman ve onun gibileri bir çırpıda alıyor mesela. Çünkü bu pazar milyar dolarları temsil ediyor. Dr. Joseph Biederman’ın üniversiteden kazandığı para, ilaç firmalarından kazandığı paranın yanında bir hiç!

Kongre, Dr. Biederman’ın yukarıda adı geçen antidepresan firmalarından kazandığı paraları beyan etmediğini ortaya çıkarıyor. Koca Harvard Tıp Fakültesi doktoru, para için antidepresanların çocuklar üzerinde kullanımı teşvik ediyor ve karşılığında cukkayı indiriyor. İlaç firmalarından aldığı paralar milyon dolarları buluyor (18).

Piyasayı bu ve bunun gibi ilaç şirketleri daha çok kâr edip nemalansın diye uğraşan adamlarla dolduruyorlar. Öyle bir pazar ki Eli Lilly‘nin cirosunun 3’te 1’i sadece zyprexa adlı antidepresan’dan geliyor.

İnsanlar bu hapları kullandığında aslında nasıl bir yan etkiyle karşılacaklarının tam olarak farkında değil.

ABD tarihinin en yüksek cezalarını sahtekarlık, bilgi saklama, yan etkileri gizleme gibi suçlardan ödeyen ilaç şirketlerinin Merck Co. (ödediği ceza; 4.85 milyar dolar), pfizer (ödediği ceza; 2,3 milyar dolar), Eli Lilly (ödediği ceza; 1,46 milyar dolar) yanında sizin beş kuruşluk sağlığınız ne ki? (20)

Ben kullanırım, bana bir şey olmaz mı diyorsunuz ?

İşte orada garibim Traci Johnson‘un hikayesi başlıyor…

Traci Johnson

Traci Johnson; hiç bir sağlık sorunu olmayan, 19 yaşında bir genç. Para sebebiyle , antidepresan üreticisi Eli Lilly‘nin yeni yıldız hapı duloxetine‘in deneği olmaya karar veriyor. Ve deneklik esnasında “sürpriz bir şekilde” intihar ediyor. Eli Lilly‘nin eli ayağı birbirine dolaşıyor çünkü duloxetine, artık gözden düşen prozac‘ın yerine koyabilecekleri tek ilaç ve milyar dolarlık bir getiri bekliyorlar. Eli Lilly‘nin tek umudu FDA’nın olayı kapatması, ve tuhaf bir şekilde beklenen oluyor. FDA, bu intihar üzerine hiç bir araştırma yapmadan testlerin devamına onay veriyor. İlaç cymbalta adıyla piyasaya sürülüyor. Bu ilacı kullananlar arasında 41 ölüm ve 13 intihar vakası tespit ediliyor, olayı The Independent gazetesi duyuruyor. Üstelik deneklerden dört kişinin daha intihara teşebbüs ettiği bilgisi sır oluyor. FDA, bu intihar ve ölümlerin araştırılmasını ticari sır olarak gördüğünü söylüyor ve hop gerçekler halktan gizleniyor (21).
Yaşanan intihar ve ölüm vakaları sonrası FED’i korku sarıyor ve ilaç piyasaya sürüldükten 1 ay sonra 18 yaş altı için intihar potansiyeli ve ölümcül yan etki taşıdığı için siyah kutu etiketi uyarısıyla bilgilendirme mecburiyeti getiriliyor. 18 yaş üstü yaşanan ölümlerde göz önüne alınınca bu yaş 25’e çıkartılıyor (22).
Bugün hala Türkiye’de gidip en yakın eczaneden alabileceğiniz bu ve benzeri ucuz ilaçlar, birer ölüm hapı. Üstelik bu ilaçları, ABD tarihinin sahtekarlık sebebiyle en büyük cezalarını ödeyen şirketler üretip pazarlıyor. Daha beslenme şeklinizi sormayan bazı psikiyatrlar, iki dakikada bunları reçetelerinize işliyor. Türkiye’de ise eczaneden bir koşu alınıp kullanılabiliyor.
Geriye de iyileşeceğini uman canı tetikte insanlar ve insanlara yaşam vaat edip, ceplerini ölüm ile dolduran dev şirketlerin hükümranlığı kalıyor.

Antidepresan ilaçları hastaları daha agresif, saldırgan, içine kapanık yapma gibi yan etkilerinin yanında bazı hastaları da intihara sürükleme eğilimine neden oluyor. Kurnaz ilaç şirketleri, lisans anlaşmalarından dolayı aynı ilacı değişik isimlerde satıyorlar. Bana inanmıyorsanız prospektüslere inanın. Kaşıntı değil yan etki ölüm, bak. Otizmi hiç saymıyorum bile.

Bu kadar olaydan sonra hala antidepresanların masum olduğunu savunmak, insanlık ve tıp adına utanç verici değil mi?

Bu ilaçların en büyük pazarlama taktikleri kullananların mutlu olacağına dair yarattıkları havadan başka bir şey değil.

Modern dünyanın bir ruhsal durumu olan depresyon kalıtımsal, çevresel, hormonal, duygusal nedenlere bağlı bir çöküntü halidir.
Antidepresanların hiçbiri, psikiyatrik hastalıklara kalıcı bir çözüm getirmez. Siz, size söylenen yalanlara inanmayın. Televizyonlar, bilgisayarlar, kablosuz internet, cep telefonları, elektromanyetik alanlar, gıdalar, mutfak aletlerinden aldığımız ağır metaller, metal iyonlar,  fastfood gıdalar, katkı maddeleri, vitaminler, mineral eksikliği, aldığımız ilaçlar, kötü beslenme alışkanlıkları, düzensiz uyku, hareketsizlik, depresyonu tetikleyen öğeler ve çevresel faktörler olarak psikiyatrların üzerinde durdukları konulardır. Çikolata, muz, fındık, fıstık ve balık gibi bir takım gıdalar; güneş ışığı, spor, müziğe ve hobilerinize verin kendini.
Ve şaka yapmıyorum sevmek ve sevgi dolu olmak depresyonun en temel ilacıdır.
Unutmadan evet, sizin sağlığınızı önemsemeyen o kötü dostum ben.

“kullanma yeaa” diyen cahil bir hırboyum..

Ve emin olun, gerçekleri sizden saklayan bu dost ilaç firmaları, mutluluğun ilacını bulmuş olsalardı, size eczanede kutusunu 50 liraya satmazlardı.

Saygılar..


Meraklısına not; her ilaç toksiktir (yani zehirli), toksiğin etkisi dozaj ile belirlenir. İproniazid gibi ilaçlar monoamine, oxidas tutucular (monoamine oxidase inhibitör) kategorisinde sınıflandırılır. Monoamine oxidas, nörotransmitter adı verilen serotonin, pinefirin gibi mutluluk veren hormonları metabolize eder ya da yıkar. Yani, monoamine oxidası tutarak mutluluk artırıcı hormonların düzeylerini yükselterek, depresyonu düzeltmeye çalışır.

Kaynaklar;

(1) http://www.telegraph.co.uk/news/uknews/1432640/Seroxat-can-be-a-danger-to-under-18s-doctors-told.html
(2) http://www.dailymail.co.uk/health/article-184196/Seroxat-ban-children.html
(3) http://news.bbc.co.uk/2/hi/programmes/panorama/2317751.stm
(4) http://www.dailymail.co.uk/news/article-2167742/GlaxoSmithKline-pay-3b-fine-pleading-guilty-healthcare-fraud.html
(5) https://www.justice.gov/opa/pr/glaxosmithkline-plead-guilty-and-pay-3-billion-resolve-fraud-allegations-and-failure-report
(6) http://www.huffingtonpost.com/entry/antidepressant-use-during-pregnancy-linked-to-increased-autism-in-kids_us_56706112e4b0e292150f72e3
(7) http://archpedi.jamanetwork.com/article.aspx?articleid=2476187
(8) http://www.fda.gov/Safety/MedWatch/SafetyInformation/SafetyAlertsforHumanMedicalProducts/ucm357601.htm
(9) https://en.wikipedia.org/wiki/fluoxetine başka isimlerle ,
https://en.wikipedia.org/wiki/paroxetine başka adamlarla,
https://en.wikipedia.org/wiki/duloxetine yürürken..
(10) http://ahrp.org/pfizer-admits-guilt-in-promotion-of-neurontin-agrees-to-pay-430-million/
(11) http://www.nytimes.com/2007/09/07/health/07suicide.html
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/17728420
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/15265848
http://www.telegraph.co.uk/science/2016/03/14/antidepressants-can-raise-the-risk-of-suicide-biggest-ever-revie/
(13) http://www.bbc.com/turkce/haberler/2012/04/120411_risperdal
(14) http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2253608/
www.youtube.com/watch?v=g13pRyBR-p8
(15) https://www.youtube.com/watch?v=9s-7anpf33a
(16) http://www.chron.com/news/article/Group-warns-of-drug-Yates-took-before-deaths-1911044.php
https://en.wikipedia.org/wiki/Andrea_Yates#cite_note-43
(17) http://www.nytimes.com/2008/01/17/health/17depress.html
(18) http://www.fda.gov/NewsEvents/Newsroom/PressAnnouncements/2008/ucm116912.htm
(19) http://www.nytimes.com/2008/11/25/health/25psych.html
(20) http://projects.propublica.org/graphics/bigpharma
(21) http://www.nytimes.com/2004/02/12/us/student-19-in-trial-of-new-antidepressant-commits-suicide.html?_r=0
(22) http://www.fda.gov/Drugs/DrugSafety/InformationbyDrugClass/UCM096273


Çılgın atan bir yazı daha, gerçi ben yapmadım araştırmasını, yazarın ellerine sağlık ama düzeltmek bile yordu. Ben bir psikoloji öğrencisiyim, farmakoloji üzerine bir uzman değilim. Genel olarak antidepresan ilaçlarının nasıl çalıştığını bilirim, bunu bilerekte depresyon ve hafif duygu-durum rahatsızlıklarında antidepresan kullanılmasına şiddetle karşıyım.

41 Yorumlar

  1. Obsesif kompulsif hastaligu olanlar ne yapsin. Siz burada antidepresan ilacina yeni baslamis insanlari korkutuyorsunuz.simdi size bir sey anlatacagim.tamamiyle gercek.15 yasindasiniz ve takinti hastaligi teshisi konuyo.antidepresan kullanma gerekiyo ve kullanmaya basliyosunuz.internette bu yazilari okuyorsunuz ve icinizi korkunc bir sekilde intihar etmekten korkuyorsunuz.ya bu ilac beni oldurur diyorsunuz.ne yapardiniz. Ustleik aileniz sizinle ilgilenmiyoo.calismaniz gereken bir suru sinav var. Ne mi oluyo. Bu ilactan korkuyosunuz ve birakiyorsunuz. Tekrardan psikiyatrise gidiyorsunyz ve size bu yazilara inanmayin diyo.siz ilaci kullanup iyilesiyor ve bu yazilara bela okuyorsunuz.bu anlatigim hikaye dogru.bizzat ben sahit oldum.
    Yazdigunuz donemdeki ilaclar ile bu donemdeku ilaclar bambaska.simdiki ilaclarin zararlari oldukca az. Evet tamamiyle zararsiz demiyorum.her ilacin bunyeye zarari vardir

    • İlk olarak, serin hikâyeymiş birader. İki ben kanıtlarıyla ve kaynaklarıyla taşıdım buraya inkar etme hakkınız sonuna kadar var, isterseniz inanmayabilirsiniz. Bu tür ilaçlar hakkında kendi düşüncelerimi yansıtan bir yazıyı buraya aktardım. Son olarak OKB asla tamamıyla tedavi edilemez, yani sizin şahit olduğunuz olayda da iyileşmemiş sadece semptomları bastırılmış. Her ikaç toksiktir, bunlar bambaşka şeyler. Yazdığım dönemin ilaçları ile bu dönemin ilaçları etken maddelerinden tutun, izlediği yola kadar aynı. Küçük ilaçlara bel bağlamayın, gidin terapi alın.

    • Şizofreni, çoklu kişilik, paranoid, de-realizasyon, de-personalizasyon bunlar çok ağır hastalıklar. Beyin kimyasının, vücut dengesinin içine sıçan hastalıklar. Depresyon da insanları intihara, ölüme götürebilen bir hastalık ama tedavisi terapi ile mümkün. Terapi mümkünse terapiye yönelinmeli tabii ki.

      • DP ve DR çoğu panik atak hastasında görülen bir bulgu, yani anlayacağın anksiyeteden kaynaklanıyor ve bir kişilik bozukluğu değil.Neden şizofreni kefesine koydunuz anlayamadım.

        • DP ve DR’ın seviyesine bağlı gelişen atakları hayatı epeyce aksatan ve herhangi bir uyarı vermeksizin gelen ataklar. Kontrol altında tutmak için bence kullanılabilir, sadece kişilik bozukluklarında kullanılsın demiyorum. DP ya da DR terapiyi olumsuz etkileyecekse kullanılabilir, diyorum.

          • Ben de 10 yıldır dp-dr ve okb var bunlar maalesef ilaçsız azalmayan hastalıklar ilaç almayıp sadece terapiyle halledilmiyor.Sürekli “antidepresan öldürebilir,her an ölebilirim” diye düşünülmesi bu tarz hastalar için hiç hoş olmuyor,özellikle bir psikoloğun bunu düşünerek-dikkat ederek daha iyi anlatması gerekir.

          • İlaç olmadan emareleri azaltamayız evet. Ancak yazının sonunda da belirttiğim üzere, hafif duygu durum bozuklukları ve depresyon durumlarında (kronik/majör) dışında kullanılmasına karşıyım. Yukarıdaki yazı bir alıntı olmasına karşın, kaynakları altında mevcuttur. Bu “tarz” hastaların da kullandıkları şeyleri bilmesi gerekir; rahatsız edici gerçekler bunlardır, mutlu eden yalanlar için sayfayı kapatmanız yeterli olacaktır.

  2. Bizi daha da hasta eden antidepresanlarla ilgili yazın güzel olmuş. Bizi daha da hasta edecek şeylerden kaçarak antideprasanlara yönelmemize neden olan insanlarla ilgili de yazmanı bekliyorum.

  3. Teşekkürler verdiğiniz bilgiler için ancak maalesef devlet hastanelerinde doktor odası önünde uzun sıralar oluyor, doktor sizi dinlemiyor bile bir sonraki hasta için reçeteyi yazıp geçiyor, özelde ise tam bir soygun söz konusu genelde 15 seansta hallederiz, seans başı 500 tl gibi rakamlar veriliyor :S

  4. antidepresanlar bir yeri yapar 10 yeri yıkar bunlar yerine artık türkiyede bitkisel tedavi yöntemleri gelişti doktorlar bunlara karşı ama kendileri bitkisel tedavi yapamadıkları için karşı bana göre neymiş efem karaciğere zararlıymış senin kimyasal ilaçların vucutta zikmediği yer kalmıyor bitkisel ilaçlar kimyasal ilaçlar yanında nur alem nur

  5. Selamlar, ben de yazınızla ilgili hem metinsel hem de içeriksel anlamda değerlendirmelerde bulunmak istiyorum. Öncelikle metinsel anlamda 3-5 yerde kayda değer harf, kelime ve imla hataları mevcut. Bunları düzeltirseniz emin olun çok daha sağlıklı ve keyifli bir yazı olur. İçeriksel anlamda ise gayet güzel ve önemli bir konuya değinmişsiniz. Bu anlamda tebrik ederim.

    Açıkçası antidepresan ilaç kullanımı dışında genel manada ilaç kullanımına karşı olan biriyim ben de… Lakin faydalı olmuyor değiller. Misal ben de paxil kullanıyorum ve açıkçası iyileştirici etkisi oldu. Şükür çok iyi durumdayım. Terapi denen olay elbette ki doğal bir yöntem lakin acaba bu tedavi yöntemi rahatça uygulayabileceğimiz şartlar var mı? Mesela ülkemizde var mı?

    • Kelime ve imla hatalarını düzelteceğim, bildirdiğin için teşekkür ederim. Diğer konuya gelecek olursak, “doğal bir yöntem” demek yanlış anlaşılabilir. Bitkisel hap değil bunlar, doğruluğu ve işlevselliği kanıtlanmış ve/veya kâbul görmüş terapi yöntemleridir. Eğitimini almış piskologlar ve/veya psikiyatrlar tarafından “rahatça” uygulanır. Bu yazı üzerinden uzman önermem doğru olmaz, sorununuzu bilmeden uzman önermem de doğru olmaz ancak klinik piskologlar bu terapiler üzerine uzmanlaşmış kişilerdir.

  6. İnsanları yanlış yönlendirme konusunda bir çok doktor hata yapmaktadır bu yüzden doktorlara bir eğitim daha verilmesi gerekiyor. İnsanların hayatları oynanması bu kadar kolay olmamalıdır.

  7. Yasim 22, on iki yasindan beri panik atak tedavisi icin antidepresan kullaniyorum. Almayi unuttugum gunler oluyor, kendimi cok daha neseli ve canli hissediyorum ama kaygilarim tekrardan basliyor. Yani diyecegim ilaclar kaygi sorununu cozerken sizi aslinda depresif duruma sokuyor. Peki ben napabilirim, dusuk kan sekeri, prolaktin hormonu yuksekligi gibi ilacin tum yan etkilerini yasadim ve curuk yumurtaya donustum: biraksam birakamiyorum. Hayatima depresif, halsiz robot gibi devam ediyorum artik. Keske 12 yasimdayken psikoterapi alip ilaca baslamasaydim, ilaclar maskeliyor: psikoterapiler kokune inip sorunu ortadan kaldiriyor. Resmen hayatimin hatasi oldu o ilaclar…

  8. Neden bize sürekli ACI çeken insanların var olduğunu gösterdiklerini, duyurduklarını, hissettirdiklerini düşünüyorum!!!
    Her an her saniye bir bebeğin, çocuğun, annenin, babanın, askerin, kadının, adamın kısacası her kesimden insanın acı çektiğini izliyor ve duyuyoruz. Bunları görüp duydukça korku sarıyor yüreğimizi. Ya aynısı benim de başıma gelirse diye düşünüyoruz. Bunu düşündükçe de daha çok korkuyoruz. Yalnızlık, terkedilmek, çaresizlik, başarısızlık, yetersizlik, sevilmemek, ait olmamak, güçsüzlük, beğenilmemek… tüm bunların arkasındaki temel duygu ACI!!!
    İnsanoğlu acıdan kaçar, hazza koşar değil mi?
    Yaptığımız, düşündüğümüz her davranışın ardında acıdan kaçmak var. Sırf bu nedenle korkularla ördüğümüz duvarlarımızın arkasında yaşıyoruz sonra da kendimizi özgür zannediyoruz!! Ya da özgür olmak özlemi çekiyoruz!!!
    Bağımsız özgür ülke, bağımsız özgür kadın, bağımsız özgür adamlar!!! Nasıl da büyük bir yanılgı içindeyiz. Özgürlük acıdan kaçmadığında, ettafını yumak yumak korkularla sarmadığında var olur aslında.
    Kim, kimler neden korkutmak istiyor bizi? Acımızı acıdan kaçma isteğimizi bilen bu “kimler” neyi amaçlıyorlar?
    Ne olur korkmazsak? Acıdan kaçmazsak?
    Kim hizmet eder kime? Bu dünyadaki çarklar nasıl döner, zihinlerimizi nasıl yönlendirebilirler o zaman?
    Korkularımızı yönetirken bu “kimler” medyayı, filmleri, dizileri, kitapları kullanıyorlar en çok da… Tek amaç acıyı kullanıp korkutmak ve KAPİTAL için hizmet etmemizi sağlamak.
    Sorun kendinize en çok neden korkuyorum diye! Verdiğiniz cevabın arkasında acı çekmek gizleniyor, iyi bakın.
    Eskiden dünya bu kadar kötü bir yer değildi diyenler!!! İnsanın içinde kötü hep vardı ama eskiden televizyon yoktu cevabını veririm size. Bir bakın bakalım geçmiş nesillere, ne zaman girmiş zamane korkuları hayatımıza? Çok uzağa gitmeye gerek yok aslında, benim annem ilkokul öğrencisiyken okula beni otobüsle gönderirdi, korkmazdı tecavüzden, katilden, kaçıranlardan, organ mafyasından. Mutlaka vardı onun da korkuları, ama dünyaya daha çok güvenirdi şimdikinden.
    Eskiler belkide en çok ölmekten korkardı. Ölüm korkumuzu çaldılar içimizden, unuttuk öleceğimizi bir gün, halbuki tek hakikat buyken.
    Yerine yalancı korkular saldılar yüreklerimize. Dünyaya daha çok bağlanıp, neden yaratıldığımızı, neye hizmet etmemiz gerektiğini ve nereye gideceğimiz unutturdular bize.
    Dünya iyi şeylerin de çokça var olduğu bir yer, hatırlayın ne olur, çevirin algılarınızı iyi şeylere, uzaklaşın kötümserlikten.
    Kapital korkutmasın sizi, acı hiçbirşey yapmaz insana, kendini buldurmaktan başka…

  9. Herşeyde olduğu gibi bunda da aynı sistemin kurbanı insanlar ve farkında değiller. İnsanları korkutup algılarını yöneten koca bir sistemin içindeyiz hepimiz. İlaç sektörü çarklardan sadece birisi. Amaç korkutmak, daha çok tükettirmek ve kapitale hizmet ettirmek.
    Acı ve haz temelli yaşayan insan soyuna nasıl temas edeceklerini gayet iyi biliyorlar.

  10. Öncelikle paylaşım için teşekkürler.. Çok güzel ve verimli bir yazı olmuş gerçekten.
    özellikle de; kaçış yolu olarak insanların ilk önerdikleri ‘bir psikatr’a git bir ilaç yazarlar ve kendini toparlamanda yardımcı olur, daha çabuk atlatırsın’ yorumları gerçekten beni benden alıyor. yaşanılan içsel karmaşa,depresyonlar vs. bir ilaç yardımıyla çözülseydi eğer herkes 32diş dolaşırdı etrafımızda (tabii bilinçli olarak) (. ..acı’yı , problemi bunlar yordamıyla dondurmak yerine bir psikolog yardımı alarak, içsel düşünceleri daha profesyonel biriyle konuşarak ve bunlarla yüzleşerek atlatmak daha doğru geliyor.. Bunu atlatıcak olasılıkları sağlamak ve çabalamak.. zor! ama insanı daha güçlendiren unsurlar. ..kendimizle baş etmeyi öğrenmek, acıyı da yaşamak lazım hayatta ki mutluluk kavramını tam anlamıyla yaşayalım.. (tabi bu benim görüşüm) .))

  11. Ahh ahh annem 15 yıl bu ilaçlardan kullandı. Çok doktor değiştirdi, çok hap değiştirdiler.. Her hap ve doktor değişiminde annem acillik oluyordu.. Biz ne zaman ilaçların dozları azalacak, hapların miktarı düşecek ve iyileşecek diye beklerken son durumu 800 mg haplara çıkmıştı ve hapların getirdiği kilolar. Şunu anladık ki her doktor kendi çıkarı için bir hap yazıyor… Ee haplar olmazsa doktorlar ne işe yaracak demi.. En sonunda akupunktur tedavisini öğrendik. Annem iki ay gibi kısa süreçte 15 yıldır bırakamadığı haplara elveda dedi. Ben hala inanamıyorum.. Bu hapların anemi nasıl etkilediği anlatmadım bile. Tabi akupunktur tedavisi süreci çok kolay olmadı , ilk hapı kolay bıraktı ikincisi biraz çektirdi. Çok şükür kurtuldu biz şimdi annem gibi olanlara kurtulsun diye öneriyoruz. Bu depresyon hapları tedavisi doğru yapılmadığı sürece ömür boyu onlarla yaşamaya mahrum bırakıyor. İyi doktora denk gelmek çok zor şimdi 7 yaşında ki çocuğu götür hemen ilaç yazıyorlar. İnşallah herkes annem gibi kurtulur. Şimdi annemin dediği tek şey haplar yalanmış!!

  12. Ben de konuya şuradan yaklaşmak istiyorum. Ülkemizde anti-depresan ilaçlar reçetesiz satılamıyor. Bu kadar çok anti-deprasan kullanımının olmasında kullananlar mı suçlu yoksa gerekli görüp yazan hekimler mi? Sen bu yazında halkı mı eleştiriyorsun yoksa psikiyatri uzmanını mı?

    • Yukarıdaki alıntıda Amerikalı bazı profesörlerin olumlu yönde araştırma yayınlamaları için para aldıklarından bahsedilmiş, bizim ülkemizde de reçete başına prim olduğunu düşünüyorum. Reçetesiz satılamıyor doğru, ama çatır çutur da yazılıyor reçetesi. Kısaca psikiyatriste daha çok olmasına rağmen, iki tarafada.

  13. Sizce ilaç içmeyelim mi?İlaç ismi de vermişsiniz.Ben asla ürkmem öyle şeylerden de bu konuda eğitim alan biri olarak azıcık korkutmuşsunuz sanki.Siz çok terapi seanslarını yöneteceksiniz.Daha itidalli anlatsaydınız keşke.Rastgele kullananların dışında, şahsen ben psikiyatrımın yazdığı ilaçlarımı babalar gibi on altı senedir içiyorum.İyi de geliyor.Bütün tahlillerimi, radyolojik tespitlerimi de ihmal etmiyorum.Gidip zaman zaman terapimizi de yapıyoruz.Bazı şeylerin üstünün hafifçe açılması gerek. Böyle çok panik yaşayan olur okuduktan sonra.

    • Bu ekşisözlük yazarı arkadaş antidepresanların genel olarak placebo etkisine sahip zehir maddesi olduğunu savunmuş. Bilindiği üzere, class 1 ve class 2 olmak üzere iki farklı antidepresan sınıfı vardır (SSRI, Atypical Antidepresan, Tricyclic Antidepresan ve MAOI). Kullanım alanları gibi, içerikleri de farklıdır. Bu sınıflardaki ilaçların hepsi, beyin – sinir içi kimyasalların dengesini bozar ve evet tehlikelidirler. Depresyon gibi terapi ile olumlu sonuç verebilecek hastalıklarda kullanılmasını doğru bulmuyorum.

      Ben kendi fikirlerimi çok katmadan bu sözlük entrysini paylaşmak istedim.

  14. Merhaba, yazınızda “Haa bende bir kere gitmiştim psikologa. 15 dakikada ilaç yazdı gönderdi. Hiç dinlemedi etmedi, banada zaten ilaç lazımdı iyi oldu.” böyle bir cümle var. Yanlış bir cümle olmuş. Psikologlar hiçbir zaman ilaç yazamaz. İlaç yazma yetkisi psikiyatrlara aittir. Bilginize. Yazı için teşekkürler.

    • Evet, burda anlatılmak istenen şuydu “halkın psikolog – psikiyatr ayrımı yok”. Yoksa ilaç yazamayacağımı bir psikolog adayı olarak bende biliyorum.

  15. Şirketlerin ceplerine indirdikleri paralar insanların sağlığından hep bir adım, ne bir adımı pardon bir kaç adım önce olmuştur. Ama insanları intihara sürükleyebilen “yan etki” adı verdikleri bu etki ile satışların devam edebilmesi gerçekten tuhaf.

Yanıtla

Yorumunu yaz lütfen
Adını buraya yaz