Beyin yakan filmler bu aralar pek bir izlenir oldu, bende izlediklerim arasından toparlayayım dedim. Sinemadaki akımlarda baya değişken olabiliyor, bir ara korku filmleri çok izleniyordu şimdilerde de kurgusu tamamen beyin yakmak üzerine olan filmler revaçta. Yakın zamandan örnek vermek gerekirse Interstellar ve Predestination bu filmlerden ikisi. Ben çok konuşmayayım, yaslayayım filmleri.

Interstellar

Kasıp kavurdu sinema ve internet dünyasını. Efendim konumuz uzayda geçiyor. Tarım ürünlerine saldıran bir küf türünden dolayı Dünya yok olmanın eşiğine gelir ve modern toplum yok olur. Herkes çiftçilik yapmaya başlar, bunlardan biriside filmimizin baş rollerinden eski NASA pilotu Cooper. Cooper’ın küçük kızı, odasında bir hayalet olduğunu ve bu hayaletin onunla konuşmaya çalıştığını söyler. Cooper bu mesajın bir koordinatı işaret ettiğini fark eder ve koordinatları takip ederek bir NASA üssüne ulaşır. Burada çalışan profesör tarafından, insanoğlu için yaşanılabilecek bir gezegen bulmak üzere uzaya gönderilir.

Predestination

Bu sefer bariz bir şekilde zaman yolculuğu yapıyoruz, aynı sahneleri farkçı açılardan tekrar izlemeye hazır olun. Film zamansal ajanımızın Fiyasko Bombacısı olarak bilinen ünlü bir teröristi aramasıyla başlıyor. Fiyasko Bombacısı, binalara bombalar kurup yüzlerce insanın ölümüne sebep olan bir teröristtir. Ajanımız bombanın patlamısını engellemiş ama oluşan küçük patlamada yüzü tanınmaz hale gelmiştir. Fiyasko Bombacısı kaçmış ama zamansal ajan bilinmeyen bir kişinin yardımıyla zaman makinesiyle 1992 yılına gitmiştir. Ajan yüz ameliyatı olmuş şekilde uyanır. Bu ajan gizemli bir departman için çalışmaktadır ve bu departman Fiyasko Bombacısını yakalamak için zamanda yolculuklar yapan ajanlarla patlamaları önlemeye çalışmaktadır.

Inception

Leonardo DiCaprio’ya nasıl oldu da bu filmde ödül vermedilerde gittiler ayılı filmde ödül verdiler anlayamadım hâlâ. Cobb karısını öldürmekten aranan bir fikir hırsızıdır, insanların rüyalarına girip istenilen bilgiyi alabilmek gibi bir yeteneği vardır. Bu da hem başını belaya sokmaktadır hem de aranan birisi yapmaktadır. Evine ve çocuklarına kavuşabilmek için kabul etmek zorunda olduğu son iş teklifini izliyoruz bu sefer.

Sucker Punch

Bu filmin müzikleri de bir efsane, özellikle elektronik müzik seviyorsanız. iMDB gibi sitelerde biraz düşük notları ama hoş filmdi, sıkmıyordu. Konusu ise bir garip; baş rol oyuncumuz Baby Doll annesi öldükten sonra, üvey babası annesinin mirasına konmaya çalışıyor Baby Doll’da üvey babasını öldürmeye çalıştığı için akıl hastanesine konuluyor. Verilen ilaçlarla hayal dünyası ve gerçekliği birbirine karıştırmaya başlıyor ve kaçış denemesini hayali bir biçimde izliyoruz.

Memento

Gene bir Christopher Nolan filmi, bu adam işi biliyor. Leonard Shelby, ucuz otel odalarında konaklayan ve sadece nakit para kullanan biridir. Şık giysiler giyip, Jaguar marka araba kullanan Leonard, dışarıdan işadamı gibi görünmektedir. Fakat aslında hayatını karısına tecavüz edip öldüren kişiyi bulmak için adayan biridir.
Ne yazık ki Leonard’ın bu yolda ciddi bir engeli vardır, yaşadığı, çok ender rastlanan ve tedavi edilemeyen bir tür hafıza kaybı. Her ne kadar hayatının ‘kaza’’dan önceki dönemlerini hatırlayabiliyorsa da, bazen 15 dakika öncesinde nereye gittiğini ve nerede olduğunu bile unutabilmektedir.

Shutter Island

Leonardo DiCaprio gene karşımızda! Filmde, Teddy Daniels ve Chuck Aule isimli iki polis memurunun, Rachel Solando adlı bir akıl hastasının ortadan kaybolması üzerine tehlikeli akıl hastalarının tedavi gördüğü Shutter Adası isimli bölgede konuşlanan Ashecliffe Hastanesi’ne soruşturma yapmak için gitmesi ve sonradan gelişen esrarengiz olaylar aktarılıyor. Burada karşılaştıkları isyan tablosu ve çığrından çıkan işler bu davayı gittikçe zora sokacak, zamanla rüya ve gerçek arasındaki sınırlar zorlanacaktır. Spoiler vermeden ancak böyle anlatılır herhalde.

Edge of Tomorrow

Tom Cruise’u hiç sevmem ama bu film gerçekten çok iyiydi! Yakın gelecekte dünyayı ele geçiren Mimics adlı uzaylı birliği, birçok büyük şehri yok eder ve milyonlarca insanı ölümün eşiğinde bekletir. Dünyada hiçbir ordu, onların hızına, silahlarının gücüne ve de en önemlisi telepati yoluyla emir verme ve uygulama güçlerine ulaşamaz. Artık dünyadaki tüm ordular bu uzaylı sürüsüne karşı güçlerini birleştirmek durumundadır ve bu güç birliği dışında ikinci bir şansları yoktur. Subay Bill Cage daha önce bu savaşlardan hiçbirine katılmamış tecrübesiz bir askerdir ve atıldığı yeni görevi onun için bir nevi intihar anlamına gelmektedir. Beklenen olur; Cage dakikalar içerisinde öldürülür… Fakat bu bir sonu değil, yeni bir başlangıcı doğurur. Cage, sıradışı bir şekilde cehennem gibi bir günde uyanır, kendini kırılması zor bir döngünün içerisinde bulur. Buna göre her seferinde ölüp sonrasında yeniden dirilip aynı savaşı bir kez daha tekrarlamak zorundadır. Her geri dönüşünde daha güçlü, daha zeki ve Mimics’lerle daha kolay başa çıkabilir hale gelse de kendine verilen iş dünyanın en zorlu görevidir.

Primer

Mekânsal ve karakter açısından epey kısır bir film ama izlemeye kessinlikle değer, dayanabilirseniz. Toplam 7.000$ bütçeyle çekilmiş bir film için genede fazlasıyla iyi hatta süper. Yetenekli iki genç mühendis, bir garajda yürüttükleri deneyler sırasında kazara müthiş bir keşifte bulunurlar. Üzerinde çalıştıkları proje, onları zamanda geriye doğru yolculuğa çıkarabilmektedir. Sonsuz merakları nedeniyle, yolculuk deneylerini birbirlerinden habersiz yürüten mühendislerin bu deneyi çok ciddi sorunlara yol açacaktır.

Pi

Sanırım listedeki en eski film bu. Max, çılgın olduğu kadar dahi bir matematik meraklısıdır. Matematiğe ve özelikle de pi sayısına karşı oluşturduğu takıntısı, onun tüm hayatının gidişatını belirlemektedir. Max, on yıldan beri tüm doğanın ölçülebilir bir kodlanma sistematiğine sahip olduğunu fark etmiştir. Artık tek amacı doğanın bu büyük sırrını çözmektedir. Max, elindeki verilerle karşısındaki problemin çözümüne kalkışır. Ancak adım adım vardığı sonuç, onu problemin tam da ortasındaki değişken yapacaktır. Max’ın vardığı nokta, dünyayı temellerinden sarsacak kadar yenilikçidir. Max, bu sonuçları saklamalıdır.

Mr. Nobody

Jared Leto kesinlikle çağımızın bukalemunlarından birisi. Bay Hiçkimse, 2092 yılında dünyada kalmış son ölümlü olan 117 yaşındaki Némo adlı bir adam. Ölüm döşeğindeki Némo genç bir çocukken bir peronda durduğunu hatırlar. Tren kalkmak üzeredir. Annesiyle birlikte mi gitmeli, yoksa babasıyla mı kalmalıdır? Bu karar, sonsuz sayıda olasılığı doğuracaktır… Ve pek çok gezegen, iki ölüm ve sevilecek kadınlar….

 

Biliyorum filmlerden çoğunu izlediniz. Bu yazıyı iki yazılık bir serinin ilk yazısı olarak kabul edin, diğer yazıda da bilmediklerinizi yazarım.

13 Yorumlar

  1. shutter ısland ve inception’da leonardo dicaprio’nun iki muhteşem filmde yer alması ve oyunculuğu bu iki filmi defalarca izlememi sağladı. predestination zaman yolculuğu tarzında bir film olması, primer’ın christopher nolan’ın filmi olması ve memento ise iki gencin bir garajda yaptıkları buluş, bu tür filmler hep ilgimi çekmiştir. Ancak bunları izlemedim. Vakit bulunca bunlarda izleyeceğim.

  2. Primer hariç hepsini izledim. Sıradanlaşan dünyada güzel bir kurguyla farklı olanı hissettirebilmek çok anlamlı. Bu tür filmleri ben de seviyorum.

Yanıtla

Yorumunu yaz lütfen
Adını buraya yaz