Belki de üşüyordur? Belki de spor giyinmeyi seviyordur? Neyse, başlık bir garip biliyorum. Aslında konunun içeriğini anlatıyor bence ama, hepimiz farklı algılarız. İpucunu nasıl verdim ama.. Geçenlerde yazdığım yazıda bana yazmamı istediğiniz şeyleri iletin demiştim, Şafak bir istekte bulunmuştu, “alışılmışın dışına çıkmak” ile ilgili bir yazı yazmamı istemişti. Biraz farklı boyuttan bakacak olabilirim. Alışılmışın dışına çıkmak demek, farklılaşmak demek. Farklılaşmak ise eninde sonunda yabancılaşmayı getiren bir süreç.

Her zamanki gibi işin derinlerine ineceğim ve gene mevcut topluma geçireceğim. Alışılmışın dışına çıkmayı umarım Şafak’ın demek istediği şekilde anlamışımdır.

Bireysel boyutta ele alındığında her insan tektir, yüce yaratıcının ki ile karışılaştırabilir bu teklik. Kızmayın sinirlenmeyin, hemen politik bir cümle ile sinirinizi alayım; tek ve bir olan bize üflediyse, onun bir parçasıysak tabii ki bizde tek olacağız. Yalnızlık o’na mahsus olabilir ama teklik değil. Peki neden insanlar birbirine benzemeye başlıyor? Toplum olmak zorunda olduğumuz için olabilir mi? Olur pek tabii.

Zamanında bir adam çıkıp “burası benim toprağım, başka kimse giremez” deyip, etrafını çevirdiğinde hiç kimsenin çıkıp “sen ne diyon lan teres, sikerim topraanı dalağını” demediği gibi; madem birlikte yaşıyoruz, ben kurallar koyuyorum dendiğinde de kimse gık çıkartmadı. O yüzden hep bu dibe vuruşumuz…

İnsanın bilinç sistemi öncelikli olarak farklılıkları saptamaya eğilimlidir. Farklılıklar ölümcül olabilir, tabii hâlâ mağarada yaşıyorsan. Hayır, artık gocaman gocaman şehirlerde yaşıyorsun. Farklılıklar sadece seni rahatsız edebilir.

Bizim toplumumuzda kimse önüne bakmayı bilmez, işine bakmayı bilmez. Metroda işaret diliyle konuşan iki kişiye diker gözünü, bakar da bakar. Eşcinsellik mi? Bana ne demez. “Çölöğömöz vör, çöcöğömöz vör!” der, karışır. Bu alışılmışın dışına çıkmak değil, farklılık da değil. Evet senden farklı ama bütün toplumdan farklı değil, azımsanamayacak kadar çok eşcinsel var Dünya’da.

Farklı düşünürsen, alışılmışın dışına çıkarsan tehlike oluşturmaya başlarsın. Tehlike dediğim çoluğu çocuğu için falan değil, alışılmış düzeni tehdit edersin. Değişimden de korkulur, dışlanırsın. Dünya’da tek bir, mutlak, doğru olmadığı gibi; kendi fikrinin mutlak doğru olduğunu düşünen insan sayısı, Dünya nüfusuna eşittir. Tabii bu mutlak doğru, bir gruba da ait olabiliyor; 2 milyar Hristiyan’a göre, İslam yanlıştır ya da 1.6 Milyar Müslüman’a göre Hristiyanlık yanlıştır. Aslında genelinde var toplumun, bu işine bakamama hatası. Ve bu hata her gün insanları öldürüyor.

Senin konuşman, düşünceni ifade etmen, alışılmışın dışına çıkman birisinin alıştığı düzeni değiştirebilir. İlle düzen değiştirmesine gerek yok, fikrini değiştirse bile müthiş bir yıkım olur. Kendi ufak, huzurlu evreninde kendini diğer bütün gerçeklere kapatmıştır çünkü. Görmezden gelir, duymazdan gelir… O küçük kaygan delikten çıkmamak için elinden geleni yapar ve sana saldırır. Kendisinin saldırması yetmez, aynı durumdaki diğer deliklerde yaşayanları da üstüne salar.

5 Yorumlar

  1. Belki de gerçekleri kabul edecek cesareti gösteremiyoruz kimi zaman. Gerçekler önümüzde; ama biz yalan olduğunu bile bile yalanı tercih ediyoruz: “Aman Rıza Bey ağzımızın tadı kaçmasın” moduna bürünüveriyoruz yani. Bazense birileri gerçeklerin üzerini örtüyor sanki ve bize yalan olanı tercih ettiriyorlar gibi. Gerçekler hep bana uluorta geliyor; ulaşması kolay, kabul etmesi ve tercih etmesi zor.
    Güzel bir yazı olmuş, beni nerelere götürdün eline sağlık.

  2. Hayat olmak veya olmamak diye ikiye ayrılmakta, burada ki asıl önemli sonuç senin ne düşündüğündür, herkesin doğrusu senin doğrun veya herkesin yanlışı senin yanlışın olmak zorunda değil.

    • Olmak ya da olmamak kadar sığ düşünmüyorum. Hayatı bir yolculuk olarak görmüyorum, yolculuğun bir amacı ve bitiş noktası vardır. Yolculuklar bitmesi için acele edilen şeylerdir. E değil işte ben de onu alatmaya çalıştım.

Yanıtla

Yorumunu yaz lütfen
Adını buraya yaz