Nabıyonuz len? Finaller var ama daha havaya giremedim be konserveler. Çalışmam lazım ama hiç içimden gelmiyor, bir de uyuyamadım bu gün çok mayışığım, bu halde çalışsam da kafama girmez hem. Mevsimsel midir nedir bu ara MiM yağmaya başladı. Severim ben MiM’leri, egomu tatmin eder. Neyse konumuz o değil Meçhul Adam, “Çocukluk Anıları” hakkında bir MiM başlatmış. Beni de etiketlemiş, sağolsun.

Çocukluğumdan memnunum, güzel bir çocukluk yaşadığımı düşünüyorum. Biraz kısa oldu, hiç doyamadım ama genede dolu dolu yaşadım. Başlıkta da olduğu gibi sürekli dem vururum mahalle çocuğu olmamdan. Eh al sana fırsat, anlat bakalım şimdi.

Hadi Başlayalım

Cemaat Bozucu

Bir insan neden camide dayak yer? Anlatayım… Bayram öncesi, ben daha 11-12 yaşlarımdayım. Bizde saçma bir gelenektir; kuzenler falan il dışında okuduğu için her Bayram ya da tatil öncesi toplaşılıp bir evde kalınır. Akşam eğlendik ettik -eğlenceden kastım da şu: bunlar anlatıyor ben gülüyorum- sabaha karşı da uyumuşuz, tabii bir de içti bunlar. Evet ben de içtim ama sayılmaz benim içtiğim, damlalıkla verdiler.

Sabah dürtüklenerek uyandırıldık, amcam tarafından. Camiye gidip bayram namazını kılmamızı istedi, gözümüz iki cemaat görsünmüş. İkna olduk. Daha doğrusu emir emirdir modundaydık daha çok, ikna etmesine gerek kalmadı. “Eh madem birlikte gidelim baba” dedi kuzen, amcam da “sizinle gözükmem ben cemaate, hem ben büyük camiye gidecem” dedi… Neden bizimle gözükmek istemiyor, açıklayayım:

  • Saçlar uzun, küpeli ve çoğunda dövme var.
  • Tipler eşkal, sakallar örülü.
  • T-Shirtler metal grubu isimleri ve albüm kapaklarıyla dolu.

Evde abdest aldık, vardık camiye. Ayakkabıları çıkartıp dolaba koyduk, görüntü şu şekilde: Kundura, kundura, kundura, kundura, convers, convers, vans, convers, vans, vans, kundura, kundura, kundura… Umarım anlatabilmişimdir, bu görüntüye gülüp taşağını geçmemizden dolayı içeri biraz geç girdik. Bütün saflar dolu ama tam ortalarda, safın da ortasında bazı boşluklar var. Oraya kaynadık, sağımız solumuz tanımadığımız hacı amcalarla doluydu yani.

Hacı dayılar her selam verdiklerinde 2-3 hikkat garibesi görüp sıçrıyorlardı, bir tanesi deccal diye bağırmasa bence bütün cemaat bize girişmezdi. Giriştiler ama biz hızlıydık, çabuk kaçtık. Tabii koşarken sağdan soldan yağan kunduralardan bir kaç damage aldık ama bununla geçmiş olsun.

Run Forrest! Run!

Boncuklu Savaşları: Güç Uyanıyor

Mafya dizilerinin atası sayılan, ortada bu mafya özentisi Çomarların çoğalmasında büyük katkısı olan Deli Yürek dizisinin en revaçta olduğu dönemler. Herkes ağır abi takılıyor, zaten ondan sonra da Yılan Hikâyesi başladı. Mahallenin yarısı yaz günü uzun mantoyla, diğer yarısı kafasında jöle bidonuyla gezmeye başladı. Eh tabii gerginlikler de başladı, herkes gidip kendine birer boncuklu tabanca aldı.

Ama bu iş o kadar ileri gittiki geceleri karartma uygulayacaktık lan neredeyse. Bazı ipneler demir boncuk atanından aldı, bazıları lazer bağladı, fakir olanlar tüftüf ile idare etti. Ulan hatta bi çocuk vardı, annesi dışarı salmadığından dolayı bebe bildiğiniz sniper olduydu lan, o kadar geliştirdi kendini. Adamın ödülleri var lan…

Biriktirdiğim bütün parayı bir tüfek, iki tabancaya yatırmıştım. Artan parayla da boncuk deposunu satın aldım, babam mahallenin çocuklarının ağzına sıçarcasına “bu çocuğu oynatmayacaksınız, alayınızı silerim” dediği için o tüfek ve silahı hiç kullanmadım. Sadece doldurdum durdum…

Bisiklet Çeteleri

Herkes bilir, mahallenin bütün çocukları gökten bisiklet yağmışcasına birden bisiklet sahibi olur. Heh benim anı bununla ilgili, çok uzatmadan o mevzuya giriş yapayım ama önce kahramanlar. Ben deniz Lacivert, Castello marka dağ bisikleti ile sahnelerdeyim; diğer kahramanımız ise Ahmet diye isimlendirebileceğimiz bir arkadaş. Hani arkadaşlıklarınızı hiçbir çıkar gözetmeden kurduğunuz zamanlar, Ahmet yan apartmanın kapıcısının oğlu idi. Yeni bisiklet alacak parası olmadığı için, eski bir bisiklet bulmuş bir yerden. Bisikletin freni bile yoktu, ki bu kilit rol oynuyor hikâyemizde.

Her mahallenin kendi efsanesi vardır, bizimki de Cehennem Yokuşu idi. Dik bir yokuş düşünün, yeni bisikletlerin bile frenlerini zorlayan bir yokuş. Ve bu yokuş, oldukça yoğun bir caddeye çıkıyor. Her genç mahalleli rüştünü bu yokuşta ispatlardı. Bizim çete de hızlı bir çıkış yaptı, ünümüz hızlı yayıldı anlayacağınız ama son bir sınavımız vardı, o da Cehennem Yokuşu idi tahmin edebileceğiniz üzere.

Toplandık parkta, son hazırlıklarımızı yapmaya başladık. Yani bi sikim yapmadık, parkın ortasına süratle girip arka frene basıp arka tekerleği kaydırıyorduk. Ve bir içgüdü ile herkes bisikletine binip Cehennem Yokuşu’nu geçmeye hazırlandı. Görevimiz şuydu; Cehennem Yokuşu’nu frensiz tamamlayıp aynı hızla caddenin karşısına geçmek. Diğer çetelerde yokuşun başında bizi izliyorlardı.

Ve bisikletleri saldık… Ahmet tam yanımdan gidiyordu, sanırım korktu ve fren yapmak istedi. Ahmet nasıl fren yapıyordu? Bacağını tekerleğe sıkıştırıyordu, böylece ayağı demir ile jant arasına sıkışıyordu ve duruyordu. Bu hızda işler böyle ilerlemedi tabii. Ayağı o hıza dayanamadı ve kırıldı, ve bisikletin üzerinden fırlayıp o kalabalık caddeye boylu boyunca uzandı… Üstünden de bir dolmuş geçti… Kulağa korkunç geliyor ama, Ahmet bu kazayı sadece bir ayak kırığıyla atlattı. Ufak tefek olduğu için, dolmuş onun üzerinden hiç değmeden geçip gitti.

 

Taso Çılgınlığı

Bu konu hakkında çok bir şey söylememe gerek yok lan, hepimiz biliyoruz zaten. Biliyonuz demi lan? Korkutmayın beni! Çocukluğumda içimi cız ettiren şeylerin başında gelen bir olaydır; bütün tasolarımı, en nadir bulunanları bile, bir bekçi kulübesinin üzerine çıkıp “kapış-kapış” yapmıştım… Sonra çok pişman oldum, ama son pişmanlık neye yarar… Sonra bir hırslanmıştım, hepsini geri toplamaya ant içmiştim. Çalıştım çabaladım, bu sefer de Digimon çılgınlığı başladı aq…

tasoo (1)

 

7 Yorumlar

  1. Eski döneme ait mahalle kültürünü anımsatan yazıdan sonra aklıma yakın zamanda okuduğum “Mahalleden Arkadaşlar” kitabı geldi aklıma. Eğer eskiyi yad etmek isterseniz okuyun derim 🙂

    • %100 doğru, hacı dayının birisi deccal demedi de “hıaa” diye sesli bağırdı sonrası şenlik işte. Ama namazın bitimine kadar beklediler, Allahını seven kundura atıyordu be.

Yanıtla

Yorumunu yaz lütfen
Adını buraya yaz