Bu yazıyı localhostta tema düzenlerken yazıyorum. Yazdığım tarih bu yazı için uygunsuz. Tarih 11 Aralık 2016, Beşiktaş patlamasının ertesi günü. Twitter’ı açamıyorum, içim ezilmekten pert oldu. Dayanamıyorum, kendime de kızıyorum biraz “hala bunları mı düşünüyorsun be?” diye. Ama genede yazmaya ihtiyacım var ve yazıyorum. Utana sıkıla da olsa yazıyorum. İnsanın kafası bir kere çalışmaya başlamasın, ondan sonra durmuyor. O yüzden sağda solda sıkça yazdığım, söylediğim bir laf vardır:

Mutlu olacak kadar gerizekâlı olsam yeter…

Neyse konumuz bu değil, yazıya başmadan önce daha yoğun duygular içerisindeydim. Belki de bu yazının sonunu hiç getirmeyeceğim, 300-400 diğer yazı gibi Çöp‘e gidecek ve orda kalacak. Bilemiyorum altan…

İnsan ister, benim görüşüme göre insanlar hedonisttir. Türkçe meali ile hazcıdır. Mutluluk peşinde koşarlar, tek arayışları budur ve bu böyle masumhane gözüksede, gözükmesede bencilliktir. Kelime kötü anlamda gibi, ama bana normal geliyor bencillik. İçselleştirdiğimden mi, yoksa artık sikime takmadığımdan mı, her olasılığı hesapladığım için mi bilmiyorum.

Bu bencillik lafına takılmamanız için biraz açmak istiyorum. Benim kurduğum bütün insan davranışı teorilerinde temelde bencillik yatar. Hastalıklı bir düşünce olabilir, onu da bilmiyorum. Bir insanın başkalarına yardım etmesi bile kendi egosunu, vicdanını rahatlattığı için, kendisini iyi hissettirdiği için “bencilliktir”. Kurşunun önüne atlayan birisini düşünün, bunun ağırlığıyla yaşayamayacağı için atlamıştır belkide, gene “bencillik”.

Ben de aranıyorum, yani mutluluk falan. İnsanım lan sonuçta, duygularım var mı bilmiyorum (ne kadar çok bilmiyorum dedim) ama aranıyorum. İnsanlar bir karar verecekleri zaman, karar mekanizmasındaki en büyük rolü deneyimler oynar. Benzer bir durum oluştuğunda kafanızda deneyimler ile karşılaştırma yapılır, mevcut durum kontrol edilir ve karar verilir. Davranış yapılacak mı, yapılmayacak mı kararından sonra da harekete geçilir.

Ben uslanmıyorum.. Kendimi çoğu zaman, çoğu konularda düşündüğüm ve fikir ürettiğim için farklı varsayıyorum. Karar alırken kafa yorup, bir sonuç tahmini yaptığımda büyük oranda doğru çıkarım. Peki bu beni bile bile lades yapmaktan alıkoyuyor mu? Hayır… Hangi konuda olduğunu yazmama gerek yok sanırım, parça bunu vurguluyor.

Bir insanla geçinebildiğimi öğrenmek istiyorum belki, ne bileyim. Doğduğumdan beri yanımda olan, çocukluğumdan beri yanımda olan insanlardan başkalarına da sevgi beslemek istiyorum belki. Belki de sadece insanın yakınından geçen bir varlık olduğumu hissetmek istiyorum. O kadar hissizleştim, bazen sadece öfkeden oluştuğumu düşünüyorum.

Artık şaşırmıyorumda biliyor musunuz konserveler? Hiçbir insa davranışına şaşırmıyorum, tahmin edebiliyorum ya da sonradan düşününce “evet bunu yapma potansiyeli zaten vardı” diyorum. Hiçbir eğlencesi kalmadı. İnsanlara güvenmek gibi bir durumum yıllardır olmadı, hâlâ da yok… Arkadaşlarım, dostlarım var mı? Tabii ki var. Durum şöyle ilerliyor, bir insana tamamıyla güvenmiyorum hiçbir zaman. Belirli bir özelliğine güvendiğim oluyor, meselâ sadakat… Gerçi sadakatine güvenim boşa çıkıncada sarsılmıyorum, insandır yapar diyorum.

Ama hâlâ deniyorum. Kızdığım şey bu denemem değildir ha, yanlış anlaşılmasın. Hâlâ umut beslemem. Ulan olacak be falan diyorum, hayaller kuruyorum, umut ediyorum. Gerçi hayallerde duvara baya laps diye çarpıyor, 3 saniye pozitif ise 3 gün falan da negatif şeyleri düşünüyorum. Ben sanırım umut etmeye devam edeceğim sadece, böylesi daha iyi. Yavaş yavaş durumu kabullendim. Sarsılmıyorum, üzülmüyorum, içmiyorum, gereksiz arabesk yapmıyorum yani… Çıktım iyice insanlıktan, bir robotluktur gidiyor.

Son olarak bir kaç bir şey daha yazmak istiyorum. İnsanlar türlü türlü. Olacakları, olabilecekleri şeyleri de türlü türlü. Hep düşünmüşümdür, hep dediğimde 1-2 yıldır falan. Kültürümüz malum, yaş 20’yi geçince “ee var mı birileri?“, “mürvetini görürüz inş” diyen tipler ortaya çıkıyor. Düşündüğüm şey şu; ulan benden harika baba olabilir, isterimde yani. Çocukları çok severim, iyi de anlaşırım ama birisiyle eş olamadıktan sonra ne yapacağım, nasıl yapacağım çocuğu? Herkes türlü türlü olduğu için herkesin sonu da bir olmayacak tabi. Bazı insanlar torun tombalak, yeğen, çocuk yatağının başına toplayacak ve ossura ossura sırıtarak ölecek. Bazıları da yalnız başına ölecek, yaşlanmadan ölecek ne bileyim.

2 Yorumlar

  1. Sevgili Lacivert,
    Bazen öyle olaylar olur ki yaşarken, o an yapmakta olduğunuz şey önemsiz dahi olsa siz yaptığınızı unutamaz, vuku bulan olaylarla birlikte hatırlarsınız. Bu yazınızın da sizin için öyle olacağı şüphesiz. Hem küçük anekdotlar vererek de perçinlemişsiniz o günü hafızanıza.
    Her neyse asıl mevzuya geleyim alakasız bir girizgahtan sonra; bir insanın bir başkasına, hele içinde bulunduğumuz ortam ve dönemde güvenebilmesi çok zor. Sizin neslin yetiştiği devir itibariyle , ne yazık ki iletişim araçlarının da değişmesi, böylelikle insanların birbirlerine daha fazla yakınlaştığını düşünmesi, fakat durumun hiç de öyle olmaması büyük bir şanssızlık. Mesela bu platformda rahatlıkla içinizi döktüğünüz insanların kimler olduğunu, aslında gerçek hayatta karşılaştığınızda selam dahi verip vermeyeceğiniz insanlar mı, yoksa aralarında gerçekten dost edinilebilecekleriniz mi olduğunu bilmediğiniz halde yazarak dahi mutlu olduğunuzu düşünecek olursak, gerçek ve güvenilir dostlarla karşılaşabilme ihtimaliniz hayli yüksek. Şayet yazarken olduğu gibi samimi ve dosdoğru olabilirseniz tabi.
    Kırk küsür senelik bir okur yazar olarak, dönem dönem romanlardaki gibi arkadaşlıklar kurdum, güvenebileceğim dostlarıma yasladım sırtımı. Zaman zaman kaydım yasladığım sırtın çekilmesiyle, düştüm uzattığım elin itilmesiyle, teselli buldum gözümdeki yaşın bir sıcak el tarafından silinmesiyle…
    Yılmadım, insanlara güvenmekten, bıkmadım hiç yanımda hep aynı yüzleri görmekten. Çünkü yanımdaki yüzlerle beraber eskidi yüzüm, gözlerimin altındaki halkaları onlarınkiyle yarıştırırken her daim parıldadı onlara bakan gözüm.
    Yılma sende sakın, ümidini bir an bile kaybetme Lacivert kardeşim. Belki bir nefes ötede seni bekliyordur aradığın, dost diyebileceğin senin bir benzerin, eşin.
    Sevgiyle, sağlıkla, mutlulukla kal…

    • Öncelikle bu kadar uzun bir yorumla görüşlerinizi belirtme inceliğinde olduğunuz için ve özveriniz için size çok teşekkür ederim. Tespitiniz çok yerinde, iletişim araçlarının gelişmesi/değişmesi ile yanılgı içine düşüyoruz. Dediğiniz arkadaşlıklarınızdan benim de var, hâlâ da var. Sizin için kısa bir süre de olsa 10 yıllık süre zarfında dostluğumuz pekişti, dost konusunda şanslı oldum. Benim bu yazımda dile getirdiğim biraz daha ikili ilişkiler, aşk ya da sevgi dedikleri türden olan. Tekrar yorumunuz için teşekkür ederim.

Yanıtla

Yorumunu yaz lütfen
Adını buraya yaz