Bu aralar yazıların aralıkları epeyce arttı, farkındayım. Stranger Things dizisini de izledim, hemen yazayım dedim bu yüzden. Bu yaz baya yoğun geçti, hem akıl yorgunluğu hem de fiziksel olarak. Fahri dayı oldum, düğünden düğüne koştum, ailevi işlere koşturdum. Kısaca her yere koşturdum, çok koşturdum. Ha bu arada kardeşim üniversite sınavına girdi, Kıbrıs’ı kazandı. Artık her ay zina yapmaya falan giderim herhalde. Dizi anlatacam diyorum, neler anlatıyorum…

Gene bir Netflix dizisi ile karşınızdayım. Gerçi çoğunuz biliyorsunuzdur, ben izlemekte epey geciktim. Dizinin türü gerilim. İçinde canavar var ama içinde canavar var diye ille korku olmasına gerek yok. Öncelikle dizinin yönetmeni olan Stephen King ve Stephen Spielberg tarafından sağlam referansları olan Duffer Kardeşler. Referansları birazda sebep oldu izlememe.

Stranger Things Konusu

Hikâyemizin geçtiği yer küçük bir Amerikan kasabası. Son kayıp vakası 1923’te görülmüş, öyle sakin ve sessiz bir yer yani. Konumuzun kahramanları ise 4 kişilik bir arkadaş grubu. Olayımız 1980 yıllarında geçiyor, o zamanlardan bize gelen çok nadide oyun Dungeons & Dragons ile de güzel bir nostalji yaşatıyor.

Bu 4 kişilik grup 12 yaşındaki erkek çocuklarından oluşuyor, doğal olarak. İsimleri vericem, çünkü favori elemanımı belirtmem gerek; Dustin, Lucas, Mike ve Will. Benim favori elemanım Dustin, lakabıyla Toothless yani Dişsiz. Yaklaşık 10 saat süren bir oyundan sonra evlerine dağılıyorlar ancak Will o gece kayboluyor…

stranger things dustin

Tabii geride kalan 3’lü, Will‘i aramak zorunda. İşte tam bu arama sırasında 11 ile karşılaşırlar. Baya garip bir tip olan bu erkek görünümlü kız çocuğuyla konuşmak bile imkânsızdır. Sonra olaylar gelişir, baya gelişir.

Bir sezonunda 8 bölüm olan diziyi 2 günde bitirip, ikinci sezonu göt gibi beklersiniz (bkz*: ben).

Yorumum İzlenimim Falan

Öncelikle korku/gerilim filmlerinden ve/veya dizilerinden hiç hazzetmem. Paranormal olaylar, dinsel/mitolojik varlıklar her zaman birer soru işareti olacağı için kafamı karıştırır ve korkutur beni. Peki neden bu diziyi izledim?

Başta da bahsetmiştim, Spielberg ve King gerilimin krallarıdır. Çok izlememişimdir ama börtü,böcek,canavar gibi öğeleri gerilim öğesi olarak kullanmamaları her zaman hoşuma gitmiştir. Bu ikiliyi izlerken canavar yatağın altından laps diye çıkmaz. Makul ve mantıklıdır her zaman. Eh ikisi referans vermiş bir deneyeyim dedim ve pişman olmadım. Bu arada Alfred Hitchcock / Alacakaranlık Kuşağı etkisini de hissedince tamam dedim izlenir.

Bir diğer konumuz ise karakter kurgusu. Olayın göbeğinde bir karakter var, ama sadece var. İlk bölümlerde “Böyle mi sorulur dalyarak? Kimsin sen? Kaç yaşındasın sen?” gibi sorular cereyan ediyor kafanızda bir karakter görünce. Sonradan açılıyorsunuz ama, karaktere ait bilmeniz gereken şey sadece bilmeniz gereken zamanda size veriliyor. Adı sürekli dönen bir karakterinde sıfatını 3 bölüm sonra falan görüyorsunuz.

Geldik oyunculuklara. Olayın göbeğinde 12 yaşında çocuklar var ama bebeler ana rahminde akademi eğitimi görmüş sanki. Hiç mi fire vermez, hiç mi sırıtmaz? Örneklemem gerekirse spoiler vericem gibi, vermiyorum örnek. İzleyin görün.

Toparlarken size dizinin tanıtım videosunu bırakıyorum ve kaçıyorum konserveler. İzleyin, sınavınız ilk sezondan çıkacak.

4 Yorumlar

  1. Stranger Things’i daha önce hiç izlemedim.Ben de hiç yerli dizi izleyemeyen sadece yabancı dizi izleyebilenlerdenim.Tavsiyenize uyup izleyeceğim.Teşekkürler.

  2. Yabancı dizi sever olarak bu diziyi de merak ediyorum eğer izlediğim dizilerden sıra gelirse Stranger Things’i de izleyeceğim tavsiyeniz için teşekürler.

Yanıtla

Yorumunu yaz lütfen
Adını buraya yaz