Nabıyonuz la konserveler? Biraz da siz anlatın da ben okuyayım anasını satayım. En son bi kitap incelemesi yazdım. Ondan önce ne yazdım, bakmadan hatırlayamam herhalde. O kadar zaman giriyor yazıların arasına yani. Pekii neden diye soracak olursanız;

Zamanım olmadı diyemem, zira eşek kadar zamanım vardı. O zamanla 3 -yazıyla üç- eşek doyardı. Hayır, eşekleri rahat bırakmayacağım. Eşekleri seviyorum. Sanırım artık hayatın bir rutine dönüştüğü, dönüşeceği zamanlara geliyorum ya da kendi eşekliğimden rutinin içine düştüm.

Yalan yok, 2-3 kere yeltendim yazı yazmaya. Konumda vardı, ruh halimde müsaitti. Konularımdan hiçbiri eşeklerle ilgili değildi ve melankolik bir ruh halindeydim. Ben melankolikken yazabilirim. Meselâ şu an Spotify’da müthiş melankolik bir müzik açtım ki yazıyı yazabileyim. Ulan yazmaktan kaçmak için ne taklalar atıyorum var ya…

Neyse şu eşekliği de eşek muhabbetinide bırakıp ciddileşelim biraz, eşeğe geri döneriz söz. Rutinden bahsetmiştim, biraz daha bahsedeyim. Her gün aynı şeyi yapıp duruyorum rutini değil bu, düşüncelerim rutine bindi anasını eşekl… anasını satayım.

Mezun olduğumu yazmıştım. Şu sıralar iş aramadım hiç, bu sene yüksek lisansa da ALES puanım düşük olduğu için ve YDS’ye girmediğim için başvurmadım. Kısaca şu sıralar müthiş bir belirsizlik var hayatımda. Yaklaşık 10 gündür Ankara’da değildim, şimdi döndüm ve yapmam gereken şeyler var. Meselâ şu askerlik işini aradan çıkartmam lazım, 2 yıl tecil hakkımı kullanacağım. Sonrası yüksek lisans zaten, umarım. Bu sene de boş durmayıp eğitimlere gitmeyi düşünüyorum, bir de mümkün olursa iş bulmayı planlıyorum. Gördüğünüz gibi müthüş belirsizlikler var. Bu da en nefret ettiğim şeydir, bilinmezlik.

Bir de hiç işim yokmuş gibi… Dur, şunun girişini düzgün yapayım. Yazı yazmıyor olmamın sebebi burası çünkü. Sürekli aynı şeylerden yazıyormuşum gibi gelmeye başladı bana artık. Özellikle de “Bensel” kategorisine, ölüm ve ilişkiler. Başka bi sikim düşünmüyorum sanki, politik yazı yazmakta ben istemiyorum zira çocukken çok okuduğum bu gazete kısımları beceriksiz ve tasmalı eblehler tarafından istila edilmiş durumda. E ne yazayım lan? Sünnetten kaçıp, kuzenlerimin beni vodkayla bayıltıp geri götürdüklerini mi?

Girişimlerimden birinde bu tekrara düşmeyi kendi ilişkilerim üzerinden anlatacaktım. İşte tam bu noktada beni rahatsız eden şey başladı. İnsanın default değeri olarak gelen bazı şeylerden hiç hazzetmiyorum, bu da onlardan birisi; neredeyse 2 yıldır yeni birisiyle flört etmedim ve bir ilişkim olmadı, olması mı gerekiyor? Kesinlikle hayır. Ama bu konuda öz disiplini çok güçlü bir insan evladı değilim, olmak istesemde olamadım. Tekrara düştüğüm yerde tam burası, eğer yeni bir flört dönemi atlatırsam giriş – gelişme – sonuç evrelerinin hepsinin daha öncekilerle hemen hemen aynı olacağını biliyorum.

Eh müthiş bir belirsizliğin içinde olduğumu söylemiştim. Oldum olası da tek bir sorumluluğum olmadı. İlişklerde gerçekten büyük sorumluluklar getiriyor, anlamı olmayan ama yapılması gereken binlerce ritüel var. Bir çift olduğunu kanıtlamak için karşı tarafın arkadaşlarıyla tanışman lazım, onlarla zaman geçirmen lazım, fedakarlığını göstermek için angarya işler yapman lazım karşı taraf adına gibi gibi. Hayır zamanla olur bunlar, bir durum olur tanışırsın arkadaşlarıyla birer ikişer. Neden bi tanışma toplantısı düzenlensin ki alüminyum? Hayır yaşta ilerledi anasını satayım, üniversiteden mezun olup boşa düşen “evlilik” diyip ağız açıyor. Ulan tanışalı 2 hafta olmuş, neyimi biliorsunda “evlenir miyiz?” Diye soruyorsun?

Neyse, genel olarak bende bir ilişki -aşağı yukarı- şöyle başlar. Tanış olunur, çeşitli sosyal medya ağlarıdan ekleşilir, story ya da paylaşım üzerinden bir gol pası atılır, oradan WhatsApp’a geçili, mesaj üzerinden flört edilir, sonraki buluşmaya sevgili olarak gidilir, takriben 1 ay sonra ben sıkılırım, İstiklal Marşı ve kapanış. Konserveler, sizce de burada bir kaç adım eksik değil mi? Adım değil arşın eksik la resmen! Neyimi tanıdın, sözüme niye güvendin, manyak mısın? Bir şeyleri yaşayarak görmeye hiç mi meraklı değilsin? Hayır benim eşekliğim* şurda, ben de buna bir dur diyemiyorum. İster fırsatçı bir gavat olarak değerlendirin, isterseniz de akışına bırakmış bir gebeş olarak. Ben buyum, hayatımda hiç aşık olmadım ama sevdim. Aramda bir ilişki olmuş olan her insanı en az 1 kere sevdim ama ben de sözüne inandım o sıkıntı oldu. Kıskanç değil diye eyvolle! dediğimiz, kuzenden kıskandı falan. Hatta düşününce, 2-3 tane sağlam patolojik manitamda oldu.

Genel olarak ilişki böyle bir döngüde gidiyor. 25 yaşına kadar, hormonların akışına öldüğüm zamanlarda dahi uzun süreli bir ilişki sağlayamadıysam genelleme yapma hakkını görüyorum kendimde ve bir sonraki flörtümün ve ilişkiminde aynı akıbeti yaşayacağından emin olabiliyorum. Bu tekrar hissi bir ara o kadar güçlendi ki, bir ara blogu kapatasım dahi geldi ciddi ciddi. Bütün döngülerimi bırakıp biraz olsun farklı şeyler düşünmek için yer açtığım depo burası ama döngüler hep burada işte. Kendi yazılarımı hiç okumadım. “Bak buna, süper yazı bu” deseniz, okuduktan sonra “enee harbi he” ya da “bu ne sikim yazı la?” gibi cevaplar verebilirim. Zira atıyorum kafadan, pırıl pırıl. Belki de ondan kaçıyorum yani bilemedim.

Neyse lan artık, bu da böyle bir yazı olsun. Var mı aranızda ben sana farklı fikirler verebilirim delikanlı diyecek birisi? Bu da ne iğrenç cümle oldu lan güneşi görmek ister misin yağuşuklu gibi… Neyse, biliyorsunuz posta kutum size hep açık. Sosyal medya hesaplarından da yürüyebilirsiniz (Twitter’dan DM ve mentionları geç görüyorum ha).

9 Yorumlar

  1. Her türlü sövme hakkına sahip olurum… Sevdim bu sözü. Bu arada yazını okudum depresif bir haldesin gibi geldi. Ama işin açıkçası en çok bu sözü sevdim.

  2. Bir şey merak ettim başkalarının yazılarını blog’unuzda paylaşıyor musunuz yada paylaşma ihtimaliniz ? site yararına 🙂

  3. İlişkilerindeki tekrarlamayı anlattığın kısım iyiydi.Aslında birazda insanlardan,günümüz gençleri hakkında yazabilirsin.Hatta kendi gençliginide karşılaştırarak.

Yanıtla

Yorumunu yaz lütfen
Adını buraya yaz