Görsellerden anlamışsınızdır, konumuz Mustafa Kemal Atatürk. Epeydir yazmak istiyordum ama, 10 Kasım yazılarının arasına kaynayıp gitsin istemedim. Gerçi bu da epey geç oldu ama olsun. Evet Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazacağım ama şöyle savaştı, şöyle astı, şöyle kesti, şöyle büyük askeri dehaydı, şöyle fikir ve devlet adamıydı hakkında değil yazım.

Ben Mustafa’yı anlamaya çalışacağım. Fotoğraf seçimim de ondandır. Çünkü bu fotoğraflar bana, onun da bir zamanlar insan olduğunu hatırlatır. Gerçi onun da bir insan olduğunu kavradığımdan beri onu insani ölçülerde takip ediyorum, neyse siz anladınız beni.

Bizim ülkenin genel karakteristiklerinden birisi “kraldan çok kralcılık” ilkesini kendine edinmiş tiplerdir. Bu konuya tekrar döneceğim ama önce, benim için bu farkedişin temelini oluşturan olay ile başlayayım istiyorum. Hatırlar mısınız bilmiyorum ama İş Bankası‘nın bir reklam filmi vardı. Siyah beyaz bir reklam filmiydi, Mustafa Kemal Atatürk bahçesindeki güllerle ilgilenirken parmağına bir diken batıyordu ve yanındaki çocuk “senin eline diken batar mı?” diye bir soru soruyordu. İzlemediyseniz aşağıda videosu var.

Hah işte! Neden batmasın, neden kanamasın, neden canı yanmasın? Tabii bu amiyane bir benzetme oldu ama genele yayılmış bir mükemmelliyet var Mustafa Kemal Atatürk için. Yanlışlar da yapardı, canı da yanardı. Şahsen ben (de) büyük kitleleri etkileyecek yanlışları olduğunu düşünmüyorum, kişisel olarak hatalar yapmadı mı? Yaptı elbette…

Vikings dizisini izler misiniz bilmem, genel olarak özet geçeyim örnek vereceğim konuyla ilgili. Ragnar Lothbrok, Viking akınlarını başlatan şeftir. Sonradan kral olmuştur. İngiltere’yi haraca bağladıktan sonra Paris’e bir akın yapar ve orayı da haraca bağlar. İkinci akınında ise büyük bir yenilgi alır ve ortalıktan kaybolur bir süreliğine. Büyük oğlu Björn, kendisi için şöyle söylemişti.

Bence Paris’te olanlar nihayet onu yıktı. İstediğinizi söyleyin ama o da bir insandı. İnsanlar ondan sanki tanrıymış gibi konuşmaya başlamıştı. O bir tanrı değildi, o bir insandı. Bir çok hayali ve bir çok başarısızlığı olan bir insan. Onun olmadığı yıllarda anladım bunu. Tüm başarısızlıklarına rağmen bana göre dünyadaki en büyük adamdır.

Mustafa Kemal Atatürk için bu konuşmayı biraz düzenleyecek olursak eğer, şöyle yapardım herhalde:

İsmet Paşa ile yaşadığı son kavga nihayet onu yıktı. İstediğinizi söyleyin ama o da bir insandı. İnsanlar onun hakkında, o sanki bir tanrıymış gibi konuşmaya başlamıştı. O bir tanrı değildi, o da bir insandı. Bir çok hayali olan, bir çok yalnızlığı olan, bir çok başarısızlığı olan, bir çok hatası olan bir insan.

O da bir insandı. Halkı onun insanlığın ötesindeki düşüncelerini, icraatlarını normal karşılıyor ve bir Tanrı’nın yaptığı işlermiş gibi sıradan yorumluyor. Dediği gibi oldu, naçiz vücudu toprak oldu. Geride kurduğu Cumhuriyet rejimli ergen bir ülke kaldı. Köyünde eşek siken geldi Atatürk masondu dedi, elin Kasımpaşalısı ayyaş dedi v.s.

Yarak kürek tarihçilerinizle, masondu, fabrikayı açmadı, kurtuluş savaşını sarıklı ermişler kazandırdı gibi sikko tezlerle çürütmeye çalıştığınız, alkolikti diyerek kişisel saldırdığınız -ki açık açık içiyordu- bir insandı. Korkmayın bu kadar. Dolmabahçe Sarayı’nda istirahat etmekten sıkılıp kaçacak, bir rum meyhanesinde bulunacak, kaptanın çaldığı kemençeyle horon tepecek kadar da içten bir insandı. Kendini delikanlı sanıp, Bursa soğuğunda bağrı açık gezecek, tökezleyince “bizim bir araba olacaktı, yürüyerek mi gideceğiz” diyecek kadar insandı.

O da bir insandı; çok zeki, ileri görüşlü, müthiş bir devrimci, mükemmel devlet-fikir adamı, askeri dehâ bir insandı ama insandı.

8 Yorumlar

  1. Tabi ki insandı ve hataları vardı. Zaten kendisi de öğretmen olarak anılmak istedi, onun o savaşçı kimliğine iltifatlar sıralayan Behçet Kemal Çağlar’ı bilirsiniz Mustafa Kemal’in özellikleri ile ilgili şiir yazar. Bizim düştüğümüz hataya düşer. Şöyle bir lider şöyle bir askeri deha der. Alır o şiir bakar der ki; ”Behçet olmamış, benim en önemli kişiliğim, benim asıl kişiliğim öğretmenliğimdir.” der Kaynak: Ordinaryus Profesör Doktor Sadi Irmak’ın Atatürk’ten anılar adlı bir kitabı

    İzmir’in kurtuluşundan sonra etrafına Türk ve yabancı gazeteciler toplanıyor. Soru şu, evet memleketi kurtardınız şimdi ne yapmak istersiniz. Yani, padişah mı olacaksın? Halife mi olacaksın? Ne cevap veriyor? ”Maarif vekili olacağım öğretmenlik yapacağım” diyor. Çok enteresandır ki seveni de sevmeyeni de tam olarak anlamış değil Atatürk’ü.

    Kısaca zaten benim heykellerimi dikin de demedi, tanrılaştırın da demedi. Bunun acısını ondan çıkarmak ayrı bir saçmalık. Her kötü şeyin başı cahillik. Aynen dediğin gibi, sağ-sol, sunni – alevi hiç farketmez cahil olan kim olursa olsun tehlikelidir.

  2. Güneş diye nitelendireceğimiz pislikler o kadar çok ki balçıkla sıvayacağınız küçüklüğe getiremezsiniz ne kadar uğraşırsanız uğraşın. Pislik pisliktir. Yapan daha da pisliktir.

    • Tabii ki yayınlayacağım, ben sizin zihniyetinizin ürünü olan despotluk, faşistlik ve sansürcülükten çok ama çok uzağım. Siz o pis, salyalar akıtan ağızlarınızla her gün yalandan tövbeler ederken ben vicdanımı sızlatacak hiçbir şey yapmamanın rahatlığıyla yaşıyorum. Siz ahlakçılıktan dem vururken ben ahlaklı davranıyorum. Pislik dediğin, ulu zaatın hala sen ve senin gibi bir çok tarih bilmez, her duyuğuna inana zekâ ve beyin fukarasının kudurmasını görmek için tabii ki yayınlayacağım yorumunu.

      Kuyruk acısını her fırsatta yazıya döken ya da söze döken pis fikriyatınız istediği kadar kudursun, istediği kadar reddetsin, ne kadar uğraşırsa uğraşsın asla Mustafa Kemal Atatürk’ün önüne geçemeyecek ve tarihe gömemeyecek kadar düşük zekâlı, dar görüşlü ve nezaketsin olduğunu gösterdiğin için tekrar teşekkürler Osman.

  3. Atatürk bir insandı. Fikirleriyle, devrimleriyle, hatalarıyla bir insan. Türkiye Cumhuriyetini baştan kurdu. Artık aramızda değil. Bazı düşünceleri ilkeleri ve hareketleri güncel olsa ve her daim güncel olarak kalacaksa bile, o artık yok. Bizim içimizden yeni Atatürkler, yeni dehalar çıkarmamız gerekiyor ki, meydanı boş bulanlar çıkıp, ilke ve düşünceleri eleştirmeye cesaret edemediğinden, şahsa ve karaktere saldırmasın. Toplum olarak ileriye gidelim ki, geçmişin değerleri üzerine takılıp kalmak yerine, yeni dünya değerlerini oluşturmakta rol oynayalım. Sene olmuş 2016. Hala biz Osmanlı torunuyuz, kurtuluş savaşında nasıl suya döktük sizi kafası ile hareket ediyoruz. En aydın birey bile geçmişe bakıp övünüyor. Ne zaman ki biz fizikte çığır açıyoruz, artık sizin kurallarınıza göre oyunu oynamak zorunda değiliz. Gördün mü alternatif enerji kaynaklarında dünya sıralamasını zorluyoruz, tıpta sınırlarımızı aştık, organik tarımda en başarılı çalışmalar bize ait. Buralara geldikten sonra çıkıp gururla biz Atatürk çocuklarıyız diye bağıralım. Hiç değilse yüzümüzdeki tebessümün bir anlamı olsun.

Yanıtla

Yorumunu yaz lütfen
Adını buraya yaz