Çok yorgunum lan… Ben bu kadar beklemiyordum kendimden. Eskiden kafa yorgunluğu ne demek bilmezdim, vücudum falan sızlamazdı. Yaşlandım ulan ben, ciddiyim bak öyle daşşağına demiyorum; baya gözümün ferri söndü, belim büküldü, kemiklerim eklemlerim ağrır oldu. Zaten son darbeyi, her zaman çok naif ve kırılgan olan uyku düzenim vurunca çok da tutunacak dalım kalmadı! Merhaba melankoli, merhaba depresif hayat, merhaba kılını kıpırdatmadan geçen cinsel tecrübeler!

Mevzuya Giriş

Can Sıkıntısı

Hayatınız da level atladıkça, her oyunda olduğu gibi, farklı farklı ihtiyaçlar oluşuyor. Çocuklukta oyuncak, ergenlikte peçete+bilgisayar+sabun, gençlikte para, gençlik ortasında ise ——… Ben tam oradayım işte, bana ne lazım anlayamadım. Yalnız şu sıralar herhalde en çok aradığım şeylerden birisi -hayır o değil-, yeni bir kadınla tanışıp, şöyle sağlamından bir muhabbet. Cidden bak, öyle “ıjkım, bibiğim” muhabbetine hiç gerek yok. Tabii bizim ülkede bunu bir kadına teklif etmek “oha hayvanoğlu eşşek herif ne biçimde asıldı, resmen sikesi var beniiiğ” triplerine sebep oluyor, çoğunlukla!

Harbiden Rutin’e Binmek

Ulan tam bu konu hakkında düşünürken, kitaplıktan çektiğim rastgele bir kitabın sonsuz tekrarlar üzerine çıkması? Fifti points tu dı Gırifindor! Neyse… Lan benim hayatım çok atraksiyonluydu, her gün anlatacak bir olay olurdu la. Artık yok. Ev – Okul düzleminde takılıyorum. Hani eskiden de dışarıda takılmayı sevmezdim, hâlâ sevmiyorum ama ne bileyim lan çok kalıyor gibiyim evde. Herhalde son zamanlarda tek rutin dışı davranışım şarap içmeye başlamak oldu, ne var ki o da bir rutinim oldu çıktı.

Aşk Meşk İşleri

Bir cümle ile özetlenebilecek bir şey; Yok öyle bir şey. Peki olmayan şeyi neden yazıyorum, değil mi? Ben o acıyı hiç yaşadım mı bilmiyorum. Yani aşık oldum mu sorusu hâlâ muallakta benim için. Zamanında bazı kadınlar için bazı hislerim oldu, ama hiçbir zaman bu sevgi mi yoksa basit bir takıntı mıydı bilemedim. Hâlâ da bilemiyorum. Yani çoğu zaman ilişkiyi bitirip, arkasından küfredilen kişi ben oldum. Duygularıma karar veremediğimden oldu çoğunlukla. Haaa, ilginç bir durum daha ben pek kadının peşinden koşmadım, onlar kaşındı ama durum tersi olduğunda da gene sıkılan ben oldum.

Final Dönemi – Ders Bitimi

Bu gün itibariyle (23.12.2015 – Çarşamba) derslerim bitti, ama derslerin son gününde gene sınavım vardı! Üçüncü sınıf inletiyor genşler, sizin için farklı mı olur bilmiyorum ama ezdi geçti beni. Bir yandan sınavlar, diğer yandan deneyler, diğer yandan çalışmalar, diğer yandan sınıfın kazan olması, diğer yandan sürekli patlak veren arkadaşlarının problemleri falan derken geldiğim nokta şu oldu:

Müthiş Sikko Bir Hikâye

Sizlere geçenlerde hatırladığım, dünyanın en sikko hikâyesini anlatmak istiyorum. Ehem ehem;

Vakti zamanında bir Türk Kağan’ı bir Çinli prensese aşık olmuş. Çinli büyüklerde iki devlet arasındaki savaşları bitirip, barış ilan etmek için eyvallah demişler. Prenses baba evinden, ya da sarayından her ne sikimse işte peder beyi ülkesini hatırlatması için kızına bir çini kase vermiş… Bu kasenin o kadar canlı bir kırmızı rengi varmış ki prenses her gün o kırmızılıklara dalar ülkesindeki gün batımlarını hatırlarmış.

Bir gün götü boklu, sakar bir hizmetçi kırmış bu kaseyi… Tabii prenses şok, prenses iptal, prenses wefad… Prensesler bu durumda ne yapar, depresyona girer. O da girmiş tabii, diğer piremseslerden nesi eksik… Tabii bu depresyon durumu bizim Kağan’ı hem epeyce bir üzmüş, hem de yatak muhabbetini etkilemiş. Bunun üzerine emir vermiş ülkesindeki bütün çanak çömlek ustalarına: Şu hatunu iyi etmek için yapın şu kase midir, vazo mudur ne sikimse yoksa soyum kuruyacak!.

Hemen hepsi çalışmaya başlamış falan, kimse tabii o renkleri tutturamamış. Bunun üzerine hem libidosu, hem de siniri tavana vuran Kağan memleketindeki en ünlü ustayı huzuruna çağırmış ve demiş ki; Bak usta ben en çok 30 gün daha sabrederim yoksa elimde patlayacak bu meret. Şu kaseyi yaptın yaptın, yapamadım keserim kafanı. Usta götü kurtarmak uğruna hemen çırağıyla çalışmalara başlamış. Yirmi dokuz gün boyunca becerememişler, yirmi dokuzuncu gecenin sonlarına doğru usta, çırağına vazgeçmesini ve yatmasını söylemiş. Kendisi de fırının karşısında beklerken “ulan nasıl olsa beceremedik, kelle gidecek… madem geberecez, bari ömrümü verdiğim fırında yanayım” demiş… Salak herhalde.

Bizim kıçında pireler uçuşan çırak uyanınca ustasını arıyor, bulamıyor. En son fırına baktığında bir de ne görsün! Kasenin üzerinde, aynı kırılan kasenin üzerindeki kırmızı tonları! Meğer Çinli ustalar hayvan kemiğiyle veriyormuş o kırmızı rengi!

Bu da böyle sikko bir hikâye.

Üslup Değişimi

Geçenlerde, yani 2-3 gün önce falan farkettim; yazılarımı yazarken koyvermiş bir dilde yazmamaya başlamışım. Neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum, kimin etkisinde kaldım onu da bilmiyorum ama farkettiğime göre bunu düzeltirim herhalde. Neyse bu yazıdan da akataracaklarım bu kadar. Listeyi kontrol ettim, bu kadarmış. Kendinize iyi bakın konserveler!

3 Yorumlar

  1. “peçete+bilgisayar+sabun” levelindeyim ben daha ya. ohoo’ hacı sonumuz buysa hiç çıkmayım ben burdan. kafam raad en azından.
    şu kız meselesi, hani sohbet falan… ya o biz(evet çoğul konuşacağım) türündeki insanlarda basit görünen diğer insanlar için zor ve salakça bir istek. bi’ kızla neden sıtar vors, shameless, skyrim, disturbed ya da bloglar hakkında konuşamıyorum lan! çok şey istemiyorum herhalde?!

Yanıtla

Yorumunu yaz lütfen
Adını buraya yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.